Allah (cc)'a Gönülden Bağlanarak Yönelmek

Rabbimiz, "'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın." (Rum Suresi, 31) ayetiyle inananlara gerçek imanın nasıl olması gerektiğini bildirmiştir. Yine bir başka ayetteki "… Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana’dır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim." (Lokman Suresi, 15) sözleriyle de, Allah (cc) doğru yolun, bu ahlakı yaşayan insanların yolu olduğunu hatırlatmıştır.

Allah (cc)'a gönülden bağlanmak, her ne şart altında olursa olsun, Rabbimiz'e olan iman, bağlılık ve sadakatten vazgeçemeyecek kadar çok sevmek ve O’na karşı haşyet dolu bir korku duymaktır. Allah (cc)'a, O'nun razı olmayacağı bir tavır göstermekten içi titreyerek korkacak ve şiddetle kaçınacak kadar büyük bir saygı ile inanmaktır. Allah (cc)'a bu şekilde gönülden bağlanan insan, ihlası da kazanmış olur. Allah (cc)'a karşı böyle güçlü bir inanç ve bağlılığı olan kişi, hem ibadetlerinde hem de Allah (cc)'ın rızasını gözeterek yaptığı diğer tüm işlerinde ihlas ve samimiyetle hareket eder. Bu samimiyetleri dolayısıyla Kuran'da müminlerin 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanan kimseler' (Hud Suresi, 23) oldukları bildirilmiş ve cennetle müjdelenmişlerdir.

Allah (cc) müminlerin, Kuran'da bildirilen emir ve ibadetleri Allah (cc)'a karşı gönülden bir boyun eğicilikle yerine getirmelerini bildirmiştir. "'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın." (Rum Suresi, 31) ayetiyle Allah (cc), iman edenleri bütün ibadetlerinde ihlasa ve teslimiyete çağırmıştır. Bir başka ayette ise Allah (cc) kendisine gönülden itaat eden, emirlerini teslimiyetle yerine getiren kimselere ecirlerini iki kat vereceğini şöyle müjdelemiştir:

Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden - itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. (Ahzab Suresi, 31)

Müminlerin "Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir" (Al-i İmran Suresi, 17) ayetiyle de bildirilen bu özellikleri, Rabbimiz'in kullarına uyarıcı olarak gönderdiği elçilerinde en güzel örneklerle tecelli etmektedir. Kuran'da elçilerin gönülden Allah (cc)'a yönelen, ihlas sahibi kullar oldukları pek çok ayette bildirilmektedir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
"Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi." (Nahl Suresi, 120)

"Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla. Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi. (Hud Suresi, 75)

İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (Tahrim Suresi, 12)

Bu ahlakı yaşayan müminler 'Allah'a derin bir saygı göstererek’ iman ederler. Allah (cc)'ın yüceliğini ve gücünü kavramış olmaktan dolayı O'na karşı derin bir sevgi, içli bir saygı ve korku duyarlar. Rabbimiz’e böyle derin bir saygı ve korku ile bağlanan kimseler, Allah (cc)'ın rızasını kazanmayı hiçbir dünyevi çıkar ya da menfaate değişmezler. Çünkü ihlas, dünya üzerindeki küçük büyük hiçbir menfaatin, Rabbimiz'in rızasını kazanmaktan ve O'nun emirlerini yerine getirmekten daha önemli olmadığını bilmektir. Kuran'da "... Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar..." (Al-i İmran Suresi, 199) ayetiyle salih müminlerin bu özelliği hatırlatılmıştır.

Müminler, hangi şartlar altında olurlarsa olsunlar, yaşadıkları bu derin iman dolayısıyla Kuran ahlakını yaşama konusunda hiçbir şekilde taviz vermezler. Çünkü içlerinde Rabbimiz'e karşı duydukları saygı dolu korku ve derin bağlılık, Allah (cc)'ın beğenmeyeceği bir tavır gösterilmesini kesin olarak engeller. Aynı şekilde Allah (cc)'ın razı olacağını bildirdiği ahlakı eksiksiz olarak yaşama konusunda da büyük bir şevk ve azim ile hareket etmelerini sağlar. Allah (cc)'ın rızasını kazanabilmek için sürekli olarak hayırlarda yarışırlar. Rabbimiz'in rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmak için –güçlerinin ve imkanlarının elverdiği ölçüde- sürekli bir çaba içindedirler.

Allah (cc)'a Kulluk ve Samimiyette Kararlı Olmak

"Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?" (Meryem Suresi, 65)

"Kararlılık", bir konuda sebat göstermek, sonuca ulaşmada hiçbir engel tanımamak ve azimle gayret ederek her ne olursa olsun yapması gerekenleri yerine getirmek anlamına gelir. Yukarıdaki ayette geçen kararlılık da bu anlamdadır. Yüce Allah (cc), iman eden kularına sadece ibadet etmelerini değil, aynı zamanda da ibadette kararlı olmalarını bildirmiştir. İbadette kararlı olmak ise, sadece fiili olarak yerine getirilen ibadetler için değil, Yüce Rabbimiz'in Kuran'da bildirdiği güzel ahlakı konusunda da yaşanması gereken bir ayettir. Çünkü insanların kul olarak Allah (cc) için yaptıkları her eylem, konuşma, hal ve tavır birer ibadettir. Dolayısıyla namaz bir mümin için nasıl önemli ve farz olan bir ibadetse, aynı şekilde öfkeyi yenmek, güzel söz söylemek, insanları haktan yana uyarıp korkutmak, zanda bulunmamak ya da tartışmacı olmamak da birer ibadettir.

Bunun yanı sıra Kuran'da müminlerin, “ibadette kararlı olma” konusundaki irade ve dayanıklılıklarının çeşitli zorluk ve imtihanlarla deneneceği de bildirilmiştir. Geçmişte yaşayan Müslümanların ve peygamberlerin hayatlarından verilen örneklerle, müminlerin imanlarının ve kararlılıklarının sık sık denendiği haber verilmiştir. Çünkü bu tür anlar, Müslümanların Yüce Rabbimiz'e olan bağlılıklarını ve sadakatlerini ortaya koyabilecekleri çok değerli fırsatlardır.

İman etmeyen kimselerin sözlü ya da fiili saldırıları, Müslümanlara iftira atılması, hastalık, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi sıkıntılarla karşılaşılması, zorluk ve tehlikelerle mücadele edilmesi, müminlerin mallarından ve canlarından feragat etmek durumunda kalmaları gibi olaylar bu önemli imtihanlardan bazılarıdır. Bu tip durumlar, Müslümanların Kuran ahlakını yaşamada ve yaşatmada sebat edip kararlılık göstermeleri gereken durumlardır.

Bir de Allah (cc)'ın Katından bir lütuf olarak büyük bolluk, sağlık, dinçlik, zenginlik veya iktidar verdiği durumlar vardır ki, bu zamanlar da müminlerin gevşekliğe düşmemeleri ve Rabbimiz'e olan bağlılıklarında kararlılık göstermeleri gereken farklı imtihan vesileleridir. Dolayısıyla Müslümanlar hem zorluk hem de kolaylıkla denenirler. Her iki durum da Müslümanların tavrında olumsuz bir değişikliğe yol açmamalıdır. Mümin, şartlar her ne olursa olsun imanda, tevekkülde, Allah (cc)’a olan sadakatte kararlı davranarak Allah (cc)’a olan sevgisini ve bağlılığını ortaya koymakla yükümlüdür.

Tarih boyunca gönderilmiş olan tüm peygamberler, elçiler ve onlarla birlikte haktan yana mücadele eden samimi müminler hayatlarının sonuna kadar iyilik ve güzel ahlak konusunda kararlılık göstermişlerdir. Kuran'da örnek gösterilen bu peygamberlerin ve onlarla birlikte olan salih insanların ahlaklarını örnek almak, aynı mükemmelliğe ulaşmak için hayırlarda yarışmak tüm Müslümanlar üzerine yüklenmiş bir sorumluluktur.

Şeyhü’l Ekber Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri, müminlerin her ne olursa olsun güzel ahlaktan hiç taviz vermemeleri gerektiğini, ve bu ahlak gösterildiğinde ahirette alınacak olan güzel sonucu Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden bir örnek vererek şöyle açıklamıştır:

"Güzel ahlaktan ayrılma! Huyların en güzelini kendine huy edin ve onunla amel et. Ahlakın kötüsünden uzak dur. Çünkü peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor: Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Yukarıdaki hadiste görüldüğü gibi Allah Resulü ahlakını güzelleştiren kimseye, cennetin en yüksek yerinde bir köşkü garanti etmiştir.” (Muhyiddin İbn-i Arabi, Fütühat-ı Mekki’den-İbni Arabi, Altın Sahifeler, sf. 74-75, Pamuk yayıncılık)